Kendi Sesini Duyabilmek: Başkalarinin Beklentileri ile Kendi İsteklerini Ayırmak
İnsan büyürken yalnızca ailesinin davranışlarını değil; değerlerini, beklentilerini ve dünyaya bakışını da öğrenir. Neyin başarı, neyin başarısızlık sayıldığı; neyin doğru ya da yanlış olduğu ve nasıl bir yaşamın “iyi bir hayat” olarak görüldüğü konusundaki ilk fikirlerimizi çoğunlukla ailemizden ediniriz. Bu haliyle, gençlikte aldığımız kararların ne ölçüde kendi istek ve değerlerimize, ne ölçüde bize erken dönemden itibaren aktarılan kabullere dayandığını ayırt etmek her zaman kolay değildir. Örneğin bir kişi yıllardır belirli bir mesleği istediğini düşünebilir. Başarılı olabilir, iyi bir kariyer kurabilir, çevresinden takdir görebilir. Buna rağmen yaptığı iş ona bir türlü kendisine aitmiş gibi gelmeyebilir. Bir başkası ilişki seçimlerinde sürekli ailesinin onayını arayabilir. Bir diğeri ise tam tersine, ailesinin istediği her şeyin zıddını yapmaya çalışabilir. Buradaki dikkat çekici nokta şudur: Bir başkasının beklentilerine göre yaşamak kadar, sürekli o beklentilerin tersine hareket etmek de yaşamımızı hâlâ o kişi üzerinden kurduğumuzu gösterebilir. Bu nedenle anneden ve babadan psikolojik olarak ayrışmak, onlara karşı çıkmak ya da onların söylediklerinin tersini yapmak anlamına gelmez. Asıl mesele, onların bizden ne beklediğini bilirken bir yandan da kendimize “Peki ben ne istiyorum?” diye sorabilmektir. Bazen insan kendi istekleriyle ailesinin beklentilerini birbirinden kolayca ayırabilir; bazen ise bu ayrım daha güçtür. Aileden ya da çevreden gelen beklenti ve düşünceler zamanla öylesine (birey tarafından işlenmeden) benimsenebilir ki kişi bunları kendi düşüncelerinden ayırmakta zorlanabilir. “Başarılı olmalıyım”, “Hata yapmamalıyım”, “Bu yaşta şu noktaya gelmiş olmalıyım” ya da “Böyle biriyle birlikte olmalıyım” gibi düşünceler, zamanla kişinin kendi arzularıymış gibi hissedilebilir. Üstelik bu durum dışarıdan her zaman fark edilmez. İyi bir eğitim, başarılı bir kariyer ya da düzenli bir yaşam, kişinin o hayatı gerçekten kendisine ait hissettiği anlamına gelmeyebilir. İnsan, başkalarının çizdiği bir yolu son derece başarılı biçimde yürüyebilir; yine de bir noktada “Ben aslında ne istiyorum?” sorusuyla karşılaştığında afallayabilir.
Yazar
Tayfun Öz
Okuma Süresi
5 dakika
Yayınlama

Bir seçim yapmak da tek başına bağımsızlık anlamına gelmez. Asıl önemli olan, kişinin yaptığı seçimi belli ölçüde sahiplenebilmesi ve sorumluluğunu alabilmesidir.
Kendi sesini bulmak, ailemizden öğrendiğimiz her şeyi geride bırakmak anlamına gelmez. Çünkü kimliğimiz zaten büyük ölçüde ilişkilerimiz içinde şekillenir. Asıl mesele, geçmişten taşıdığımız değerleri, beklentileri ve düşünceleri yeniden gözden geçirebilmek; bize uyanları sahiplenmek, uymayanları geride bırakmak ve zamanla bütün bunlardan kendimize ait bütün bir yaşam anlayışı oluşturabilmektir.
Bu süreç, özellikle genç/beliren yetişkinlik (emerging adulthood) döneminde daha görünür hâle gelir. Meslek seçimi, ilişkiler, aileden ayrılma, ekonomik bağımsızlık ya da nerede ve nasıl yaşanacağı gibi konular artık yalnızca geleceğe dair düşünceler ya da hayaller olmaktan çıkar; somut kararlar hâline gelir. Kişi, belki de ilk kez, kendi hayatının yönünü belirleme sorumluluğuyla doğrudan karşı karşıya kalır. Bu nedenle “Ben ne istiyorum?” sorusu da bu dönemde daha merkezi ve daha ciddi bir anlam kazanır.
“Ben ne istiyorum?” ve “Hayattan ne bekliyorum?” sorularının yanıtı çoğu zaman bir anda ortaya çıkmaz; zaman içinde şekillenir. Bir süre kararsız kalmak, fikir değiştirmek ya da daha önce doğru olduğuna inanılan bir yaşam planını yeniden gözden geçirmek gelişimin doğal bir parçası olabilir. Güçlük, daha çok kişinin uzun süre kendi isteklerine ulaşamaması, başkalarının beklentileri içinde sıkışıp kalması ya da kendi kararlarına güvenmekte zorlanmasıyla belirginleşir. Bununla birlikte, bu süreçte yaşanan güçlükler kimi zaman depresyon ve anksiyete bozuklukları gibi psikiyatrik sorunlarla birlikte görülebilir.
Psikoterapide de amaç kişiye ne yapması gerektiğini söylemek değildir. Daha çok, kişinin kendi kararlarının arkasındaki ihtiyaçları, korkuları ve beklentileri anlamasına yardımcı olmaktır.
Bazen “Ne istediğimi bilmiyorum” diyen birinin asıl güçlüğü, gerçekten ne istediğini bilmemekten çok, kendi isteğine güvenmekte zorlanması olabilir. Çünkü yetişkinlik yalnızca seçim yapmak değil, o seçimlerin sorumluluğunu alabilmek ve kendi kararının arkasında durabilmekle de ilgilidir. Ailemizin, çevremizin ve içinde büyüdüğümüz dünyanın sesleri hiçbir zaman bütünüyle kaybolmaz; zaten kimliğimiz de bu ilişkilerden bağımsız biçimde oluşamaz. Asıl mesele, bu sesleri tamamen susturmak değil, onların arasından bize ait olanı ayırt edebilmek; geçmiş doğrularımızla harmanlayarak dinleyebilme cesaretini göstermek ve zamanla kendi sesimize daha fazla güvenebilmektir.
Yazar
Tayfun Öz
Okuma Süresi
5 dakika
Yayınlama
